O katliamlar, cinayetler işlenirken, biz kendi hayatlarımıza odaklanmış, kayda değer olmayan ufak tefek endişelerimizle, isteklerimizle, sevinçlerimizle, aldatıcı mutluluklarımızla, boş isyanlarımızla, ısrarlarımızla, can sıkıntılarımızla boğuşuyorduk. Fakat hiçbir zaman hayatımız tehlikede olmadı. Bunun anlamını hiçbir zaman bilemedik. Bu konuyla ilgili “Leyla” isimli kitabı okuduktan sonra, “O, bütün bunları yaşarken, ben yatağımda huzur ve güven içimde uyuyordum her gece” diye düşünmüştüm ve kendimi ona karşı suçlu hissettim. O katliamları yaşamış olan insanlara karşı sanki olanlar benim suçummuş gibi ağladım ve utandım kendi rahat yaşamımdan. Keşke hayatta tüm kötülükleri önleyebilme gücüm olsaydı.
yakınlarda bir yerde kriptonit vardı sanırım. o ara güçlerimi kullanamadım.
bütün iş medyayı ele geçirmekle ilgilidir. televizyon programlarıyla milleti aptallaştırır, onur ve şerefini, olaylara tepki verme refleksini elinden alırsınız. sonrasında insan doğasına aykırı her şeyi normalleştirmeye başlarsınız. ve insanlar hiç bir şeye şaşırmaz hale gelir. gerçek haber yapanlar hapislerde çürür. ama siz "ateş olmayan yerden duman çıkmaz. vardır onların bir suçu" diye düşünürsünüz. hiç bir zaman suçlarının ne olduğunu merak etmezsiniz. efendileriniz size ne söylese ona inanırsınız.
birileri gerçekten iyi bir şeyler yapmaya çalıştığında ise tepkiniz şu şekilde olur, "filistinde müslüman çocuklar ölürken, sokaktaki hayvanlar mı kaldı iyilik yapılacak?" yanı sıra filistinli çocuklar için yaptığınız bir şey de yoktur aslında. yaptığınız tek şey televizyon seyretmek ve beyninizi uyuşturmaktan başka bir şey değildir.
işte bu demektir ki en değerli şeyinizi kaybetmişsiniz. yani aklınızı.
şunu da eklemek isterim ki dünyada olan biten tek vahşet bu değildir. halen daha devam etmekte olan soykırımlar ve sömürüler varken biz hala ermenilerden özür dileme peşindeyiz. ruanda'daki katliam inanılır gibi değildi. ve bütün dünya televizyondan hutuların tutsileri yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin kestiği sırada bu olayı tertip eden belçika ve fransa'ya ne tepki gösterdi? o sırada barış gücü askerleri olayı seyrederken kim tepki gösterdi? ya da sivas katliamını tertipleyenler (mesela muhsin yazıcıoğlu) ne ceza aldı?
bunun gibi daha saymakla bitmeyecek katliam ve soykırım gırla gidiyor. bugün pkk'ya destek veren amerika'dan icazet alarak türkiye'yi paramparça eden ve türk ordusunu çökerten hükümeti ve başbakanı protesto edebiliyor muyuz? tam tersine "padişahım sen çok yaşa" nidalarıyla meydanları dolduruyoruz. yarın bir gün iç savaş çıktığında türkiye'de batının gazladığı etnik ayrımcılık yüzünden insanlar birbirlerini öldürecek. ve sonrasında insan hakları ve domokrasi diyerek bütün bu pisliğin sorumlusu olan batı türkiye'ye bir ceza daha kesecek.
peki biz ne yapıyoruz?
televizyon seyrediyoruz değil mi?
internet sansürü için kimse gıkını çıkaramadı. sesini duyurmaya çalışan küçük bir azınlık ise din düşmanı pornocu olarak lanse edildi.
inandığınız ve bildiğinizi sandığınız her şey yalan. çünkü seyrettiğiniz ve gazetelerde okuduğunuz her şey düzmece. dünyaya format atılırken siz saçma sapan dizileri ve kadın programlarını seyretmeye devam edin. ondan sonra da "cinayetler işlenirken sen ne yapıyordun?" deyin.
şahsen ben her zaman görünenin arkasındakine bakmayı tercih etmişimdir. ve ne zaman bildiklerimi söylesem hep tepki görmüşümdür. dünyaya format atılıyor. insanlar köleleştiriliyor. birden bire patlak veren bu turuncu devrimler, ortadoğudaki isyanlar, ılımlı islam projesi falan filan derken bunlar boşuna yapılmıyor. gerçekleri anlatan haberciler suçsuz yere hapse atılıyor. önce bunlara bir tepki verelim.