islam üzerine yapılan tartışmalar zaten bu çelişkiler yüzünden değil mi? ulemalar bile bu konuda kendi aralarında anlaşamamaktatır. ayrıca bu sitede de ayetlerden çelişkilerle ilgili bir sürü örnek verilmiştir.
Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız. (Rahman Suresi, 33)
buyrun buradan yiyelim derim. 1400 yıl önce ne alaka yahu? bir insan nasıl 1400 yıl önce bunu yazabilir? neden yazsın? daha 200 sene önce bir dağı aşmanın imkansız olarak düşünüldüğü bu dünyada artık insanlar kıtaları aşıyor, uzaya çıkıyor...! 1400 yıl önce ne gök aşması? ne yer aşması? ne güç yetirmesi? o zamanın deve sırtındaki insanlar bunu yazabilir mi? diye sormak akıllara neden gelmez...
Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlahtan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. (Yunus Suresi, 90) Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler. (Yunus Suresi, 91-92)
bu güne kadar yeryüzünde 100 milyar insan yaşadığı hesaplanıyor ve kuran ı kerim de 100 milyar insandan yalnızca 1 tanesine böyle bir örnek veriliyor ve bu adam garip bir şekilde aynen anlatıldığı şekilde bulunup dünyanın en büyük müzesinde gözler önünde (gittim gördüm) sergileniyor, ne garip değil mi? düşünün şimdi, bu nasıl bir insan yazımıdır? nasıl bir tahmindir ya da ne alakadır? neden böyle bir şey yazsındır? hem de 1400 yıl önce? ne gerek vardır yazmasına?
daha fazla örnek vermeye şimdilik gerek duymuyorum.
not: aşağıda ki cevapta marduk ayetlere bakıyormuş, 234. ayetten bir anda 240 a atlamış. bu nedir yahu. komik. ayetlerin konusu, gidişhatı nerede. ayrıca binlerce çelişki diye sorulmuş soruya verilen cevaplar bunlar.
ayetlere bakalım çelişki var mı? bakara 234: kocası ölen kadının 4 ay on gün beklemesini söylerken; bakara 240: evlerinden çıkarılmaksızın senesine kadar geçimini sağlayacak şeyin vasiyet edilmesini emreder.
zina konusunda ise; nisa 16: zina eden iki kimseye eziyet edin, tevbe edip düzelirse onları bırakın denir. nisa 15 de ise daha farklı olarak, sadece kadın için; ölünceye kadar veya allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun denir. nur 2 de ise zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun denir. daha sonra farklılaşır zina eden kadın taşlanarak öldürülmeye kadar gider. erkek sopayla kurtulur:
içki konusu, nahl 67: içki güzel rızk olarak nitelenirken bakara 219: da içkinin faydasıda olduğu ancak zararının daha çok olduğu belirtilir. nisa 43 de tekrar düşünce değiştirir ; sarhoşken ne dediğini bilene kadar namaza yaklaşmayın der. maide 90: toptan fikir değiştirme; içkiyi topdan yasaklar.
işte bu basma kalıp yarım yamalak şeylerden bahsediyorum.. surelerin belli bir yerlerinden alınıp bir kaç ana konu atlandıktan sonra başka ayetler ile karşılaştıran bir zihniyet var dünyada... soru açıklaması okunmadan verilen cevaplar işte. biraz geliştirin kendinizi.
soru başlığını iyi okuyunuz.. ve verdiğim iki örneğe bir açıklama getiriniz. bu ayetler ne anlatıyor bi düşünün? hangi insan bunu yazabilir? daha açık ayetleri parçalamadan ve aynı konuda bir bütün olarak yazın. eğer insan yazdıysa, binlercesi olması gerekir ve bu çelişkiler apaçık görünmesi lazım. ayetleri tersten, yandan, alttan üstten ve sırası değiştirilerek, ayrı konularda vermek ayıp ötesi bir durumdur. gösterin bana ya da mantıklı bir açıklama getirin şu örnek verdiğim iki ayete...
not: içki konusu kuran indirilmeye başlandığında günah değildi, sonradan haram kılındı... bu çok basit ve yüzlerce binlerce kere açıklanmış bir konu. diğerleri ise zaten ana konudan çekilip alınarak yazılmış.
binlerce değil aslında, on binlerce çelişki, yanlış, saçmalık ve hata olması gerekirdi. böyle bir kitabın bu güne kadar gelememesi gerekirdi ama bir harfi bile değişemeden hala duruyor.. ne garip...
kuran'ın orijinali: deri ve kemikler üzerine yazılmıştır ve bu yazıtlar artık yoktur. değişmedi ise orijinalleri nerede?
kuran'ın ikinci orijinali: ebubekir döneminde yapılan derleme. yakıldı.
kuran'ın üçüncü orijinali: halife osman döneminde oluşturulan "azmalar".Bunlar da dünyanın hiç bir tarafında yok.
yapılan inceleme ve aktarmalarla görülen o ki, muhammed'in "vahiy katiplerine yazdırdığı" bildirilen "Kuran"ın ne "aynı" ne de "tümü" eldeki kuran'da. halife mervan kendi gerekçesini şöyle açıklar; "onda yazılı olanlar, osman tarafından yazdırılan mushaflara geçmiştir. artık ona gerek kalmamıştır. yakılıp yok edilmeseydi, zamanla kuşkulara yol açılabilir, ondan alınarak yazılan mushaflar çevresindeki kuşkuları önlenemeyebilirdi. bundan korktum, o nedenle yaktırdım
zina konusunda sadece bir zina yoktur birçok çeşit zina vardır gözle zina v.s herbirinin cezası farklı olabilir tutarsızlık nerde anlamadım içki konusunda güzel içkilerde vardır içilebilen herşey içkidir farklı yerlerden ayetler bularak birçok açık arayabilirsiniz ama sadece kendinizi kandırırsınız herkesin dini kendine umarım gerçekleri gördügünüzde çok geç olmaz......
ey millet allah birdir sanı büyüktür..allahın selameti sevgi ve iyiliği üzerinizde olsunpeygamber efendimiz hazretleri cenab ı hak trafından insanlara dini hakiktleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur.temel nizamı hepimizin bildiği kur anı azimüşşan daki açık ve kesin hükümlüdür..insanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz son dindir mükemmel dindir..çünkü dinimiz akla mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelemktedir..eğer akla mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasına birbirine zıtlık olması gerkirdi..çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan cenabı hak tır..07 şubat 1923 balıkesir zağnos paşa camii..atatürk aptal bir adam olsaydı bunları niye solesin...
hiç bir insan 1400 yıl önce bu kadar kapsamlı şekilde ayetler yazamaz artı yazmaz! soru başında verdiğim iki cevap bile fazlasıyla yeterli.. (cvp: 319611) (cvp: 319616) !
yukarıdaki diğer cevaplarda görüldüğü üzere kalıplaşmış kuran ı kerim ayetlerini karalama çabaları hep aynı eski teranelerle (ki bu teranelere zaten çok kere cevaplar verilmiştir) sürüp gitmektedir. halbuki soruda aranan cevap değildir bunlar! eğer insanlar yazdıysa binlerce çelişki olmalıydı, apaçık belli olmalıydı, yanlışlar olmalıydı!
sanırım inkarcı arkadaşlar biraz yetersiz kalıyor. kendi mantıklarını kullanmak yerine kıyıdan köşeden gördükleri 'eski model' basma kalıp şeyleri kullanmayı tercih ediyorlar! daha araştırmacı ve mantıklı olmalarını bekliyorum, özellikle bu soruda!
ben kendi orijinal düşüncelerimle diyorum ki; kuran ı kerim yaşam ve bilim adına gönderilmiş son mucize kitaptır!
peki siz kendi orijinal düşüncelerinizle ne diyorsunuz?
şimdi şunu kabul etmek gerekir ki kuran ı kerim ortaya çıktığı dönemin en mükemmel dünya düzenliyicisidir.(ahiret i de)...zaten böyle olmasaydı yüzyıllar süren bir medeniyet ve bilim kuramazdı.kuran a sadece bir yasa olarak bakamıyoruz.çünkü agnt nin de dediği gibi göklerden,kozmolojik şeylerden bahseden ayetler vardır.tabi ki o dönemin insanları daha kutupları bilmezken göklerle ne işleri vardı?o halde kuran bir mesaj veriyordu...bu mesaj geleceğe miydi? kuran da göklerden bahsedilip fakat kutuplardan bahsedilmemesi de gariptir.(bana göre)fakat mecazi anlamlarla bahsedildiğini de varsaymak saflık olmaz.ama gelin görün ki 1400 yıl önce göklerden ve onun katlarından bahseden bir kitap!hayır hiç de anlamsız değil.devrin insanlarını o kadar küçümsedik ki...kuran ın ortaya çıkışından nerdeyse 1000(bin) sene önce göklerden o kadar teferruatlı bahsedildi ki,kuran ın dahi söylemediği bir şeyi söyledi bilim insanları."anaksimandros" ve ondan daha da önce "tales" dünyanın yuvarlar olduğunu iddia ettiler.şu da bir gerçektir ki ciddiye alanlar olmuştur.zira o zaman ki bilimi insanları mutlaka finansmanlarını saray ve benzeri özel yerlerden alıyorlardı...kuran dünyanın yuvarlak olduğunu söylemiyor!ya söyleseydi?biz yine tales ve anaksimandros a hak ettiği değeri verecek miydik?bence hayır,çünkü onlar ortadoğu orjinli değildi ve peygamber olduklarını iddia etmediler...
onlar görmüyorlar mı ki, gerçekten yeryüzü'ne yönelip onu uçlarından eksiltiyoruz. Allah hüküm verir. O nun hükmünü iptal edebilecek olan yoktur. O hesabı çok çabuk görendir.
13 rad suresi 41
1400 yıl önce ne alaka? ne ucu? ne eksiltmesi? dünyanın kutuplardan basık olmasından kime ne? bunu kim, neden, kime, ne için, ne alaka ile yazsın? bu ayet zamane insanlarını ne kadar ilgilendirir?
aşağıda vereceğim linkte ayrıntılı okuyabilirsiniz. özellikle son paragrafa dikkat edelim.. kim yazdıysa aynen düşüncelerimi dökmüş. (ateist arkadaşlar zaten son paragrafa dikkat edecektir)
birbirleriyle uyumlu bir şekilde (tabakalar halinde) yedi göğü yaratmış olan odur. Merhametli olanın yaratmasında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevirip gezdir.. Herhangi bir çarpıklık(çatlaklık) görüyor musun?
67 Mülk Suresi 3
üstelik bu kitap içinde yedi gök tabiri yedi kez geçiyor, acaba neden??? nasıl ayarlanmış? 7 olsa ne 18 olsa ne? neden böyle ayarlanmış? neden 7 yerine 5 ya da başka rakamlar değil? böyle ayarlanmasında bu ayarlayan kişiye bu ne kazandırır? eğer bunu ayarlayan insan ise göklerle ilgili bu bilgileri nasıl almış? eğitimi ve kaynağı nedir? eğer bu tahminse nasıl bir tahmin? 7 katman olduğunu nereden bilmiş?
çağımızda bunca bilim ve kanıt varken bile pek önemsemezken eğer 1400 yıl önce yaşasaydık bunları anlatan bir insana ne cevap verirdik acaba!
Seriat ortaminda ve din adami’nin elinde yetisen kisilerin ortak özelligi, birbirine ters, birbirine zit ve birbirini cerheden seyleri ayni zamanda benimseyebilmek veya benimsemis görünmektir. Bundan dolayidir ki müslüman kisi, hem bir yandan “Islam dini hosgörü dini’dir” diyebilir ve hem de ayni zamanda Kur’an’in: “Islam’dan gayri bir din’e inananlar sapiktirlar” seklindeki hükmünü benimseyebilir. Bu iki düsüncenin birbirine zit, birinin tersi oldugunu düsünmez. Hem bir yandan Kur’an’in “Din’de zorlama olmaz” seklindeki hükmüne sarilabilir ve hem de ayni Kur’an’in, “müsrikleri” (puta tapanlari) Islam’a zorlamak için, “Müsrikleri öldürünüz” seklindeki emrini rahatlikla uygulayabilir. Bu iki davranisin çeliskili ve bagdasmaz oldugunu farketmez.Farketse bile günah isleme korkusundan farketmemis görünür.
Sayisiz denecek kadar çok bu örneklerin ortaya vurdugu sonuç sudur ki seriat verileriyle yetisen kisi birbiriyle çeliski halinde bulunan din verilerini gerçegin ta kendisi olarak kabul etmekten geri kalmaz. Bu hükümlerin “kutsalligina” ve “mutlak gerçekligine” öylesine inanmistir ki bunlarda “çelisme”, “tutarsizlik” ya da “bagdasmazlik” diye bir sey olabilecegini kabul etmez. Kabul etmek söyle dursun fakat kabul edenleri dinsizlikle suçlamaga hazirdir. Cünkü zekasi, seriat’in olusturdugu ortam içerisinde körletilmistir ve bu ortami olusturan da esas itibariyle din adamidir. Din adami’nin ona belettigi sudur ki Kur’an: “Dogrulugu süphe götürmeyen kitab’tir” (K.2 Bakara 2) ve “Eger o, Allah’tan baskasi tarafindan gelmis olsaydi onda bir çok tutarsizlik (bulunurdu)” (K. 4 Nisa 82)
Ancak ne var ki akilci bir gözle Kur’an’i okumaga basladigimiz an, daha ilk satirlarindan itibaren çelismeli hükümleri karsimizda bulur ve okumaga devam ettikçe bunlarin çoklugu içerisinde kayboluruz. Sadece bir kaç örnekle yetinmek üzere En’am Suresi”nden bazi hükümlere göz atmakla ise baslayalim: 107ci ayet söyle der: “Tanri dileseydi puta tapmazlardi” (K. 6 En’am 107). Bir kaç ayet ilerde su vardir: “Allah dilemedikçe inanmazlar” (K. 6 En’am 111) . Bundan anlasilan sudur ki inanmak ya da puta tapmak Tanri’nin dilegine baglidir ve eger Tanri dilemis olsaydi kisiler puta tapmazlardi.
Ancak ne var ki bu ayni En’am Sure’sinde: “… puta tapanlardan yüz çevir” (K. 6 En’am 106) diye yazilidir. Bunu pekistirir nitelikte olmak üzere Tevbe suresi’nde de puta tapanlarin öldürülmelerini emreden su ayet vardir: “…Müsrikleri (puta tapanlari) buldugunuz yerde öldürün,..” (K. 9 Tevbe 5). Bir baska deyisle, Kuran’a gore, Tanri kisiyi hem “putperest” (müsrik) birakmistir, ve hem de “putperest’tir” diye cezalandirmaktadir. Yukardakine benzer bir diger örnek En’am Suresi’ndeki su ayet’dir: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir” (K. 6 En’am 125). Dikkat edilecegi gibiilk iki tümce ile son tümce çeliski halindedir. Cünkü ilk iki tümceye göre kisi’yi “Müslüman” ya da “Kafir” yapan Tanri’dir; fakat Tanri, kafir yaptiklarini Cehennem’e atmaktadir.
Yine Bakara Sure’sinin 6.ayet’i söyle der: “Süphe yok ki, inkar edenleri (kafir olanlari), baslarina gelecekle (azab ile) uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar” (K. 2 Bakara 6). Bu ayet’in hemen arkasindan su ayet gelir: “Zira Allah onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürlemistir; gözlerinde de perde vardir ve büyük azab onlar içindir” (K. 2 Bakara 7). Görülüyor ki kisileri “kafir” yapan, onlarin kalblerini ve kulaklarini mühürleyen Tanri’dir. Fakat böyle oldugu halde Tanri kendisinin “kafir” yaptiklarini, büyük bir azab’a sokacaktir.
Söylemeye gerek yoktur ki Tanri’nin insanlari, hem gözlerini ve kulaklarini mühürleyip kafir yapmasi ve hem de cezalandirmasi çelismeli ve tutarsiz bir davranistir. Fakat islamcilar bu hükümleri, sanki ortada çelisme yokmus gibi müslüman kisinin beynine sokusturuverir.
Bundan dolayidir ki islamcilar, 20.yüzyilin bitmek üzere bulundugu bu uygarlik döneminde dahi insanlarimiza, yemek yerken yemek kabina sinek düsecek olursa, sinegin disarda kalan kanadini yemegin içine batirip sonra çikarip atmalarini, ve çünkü bunun bir “Peygamber emri” oldugunu, “peygamberin söylemesine göre” sinegin iki kanadinin birisinde hastalik, öbüründe sifa bulundugunu ve “idrak sahibi” olan sinegin önce zehirli kanadini yemege soktugunu ve bu nedenle eger diger kanat iyice yemege batirilacak olursa hastalik olmayacagini belirtirlerken, bazi kimselerin: “Bir sinegin iki kanadinda nasil olur da hem da (hastalik) hem deva (hastalik giderici ilaç, çare vs…) olan iki zid hassiyet bir arada toplanmis? Sonra hakir bir sinek nasil olur da yiyecek içine önce zehirli kanadini sokmayi, deva olan kanadini geri birakmayi bilebilir?” seklinde soru sormalarini “günah” saymakta ve soranlari en azindan “inatci cahil” olarak tanimlamaktadirlar 192. Buna benzer daha nice örnekleri siralamak mümkün
Kisi özgürlügü bakiminda önemli olan sey sadece soru sormak degil fakat din emirlerini tartismak ve gerektiginde kinamaktir. Iste Islam’in, daha ilk anlardan itibaren önlemek istedigi sey, asil bu olmustur. Bundan dolayidir ki Kur’an’in Tanri sözleri olmadigini söylemek ya da Muhammed’in yasam ve davranislarini elestirmek ya da buna benzer görüsler öne sürmek, dehset verici cezalara baglanmistir ki bunlar arasinda ellerin ve ayaklarin “çaprazlama kestirilmesi” gibi olanlari vardir (Bkz. K. Maide: 5). Unutmayalim ki dünyevi nitelikteki bu çok korkulu ve dehset verici cezalari, bir de gelecek dünya Cehennem’lerinin kaynar ateslerinde yakilmak gibi olanlari tamamlar. Din adamlarimiz için bu tür cezalar sistemini ayakta tutmak kadar kazançli ve mutluluk yaratan baska bir sey yoktur. Oysa ki insanlik tarihi boyunca elestiri ve tartisma olasiligina yer vermeyen hiç bir sistem gerilikten çikamamistir.
Kuran Ve Seriat hükümlerindeki çeliskiler, ve tutarsizliklar konusunda Islamcilar’in tutarsız tutumu:
Seriat hükümleri içerisindeki çelismeler ve tutarsizliklar konusunda din adaminin bilim disi ve olumsuz bir tutumu vardir ki o da her seyden önce insan aklinin yetersizligini öne sürmek ve örnegin : “Celiskiler bize göredir, Tanri’ya ve Peygambere göre degildir” deyip isin içinden siyrilmaktir. Hani sanki “çelismeler”, insanlarin gözünde “serab” gibi bir seydir ve aslinda yoktur da insanlar “çelisme varmis” gibi görüyorlardir!
Oysa ki çelismelerin varligi, daha islamin ilk anlardan itibaren farkedilmis ve gerek din bilginlerini ve gerek yöneticileri güç durumlara sürüklemistir. Ornegin Halife Osman, ya da Abdullah Ibn-i Amr gibi ünlüler Kur’an’daki ayet’lerin birbirleriyle çelisir olmasi yüzünden bazi hususlarda fetva veremez durumda kalmislardir
Seriat verileri içerisindeki çelismelerin varligini inkar etmek üzere din adami’nin basvurdugu diger bir yol, Kur’an’in Tanri’dan gelen “son ve tek gerçek” Kitab olduguna, ve “geçmiste ve gelecekte onu batil kilacak olmadigina” (K. 41 Fussilat 41-2), ve Kitab’da bulunanlarin “kesin gerçekler olup bunun disinda baskaca gerçek olamayacagina” (K. Meariç 51), ve “yeryüzündeki her seyin apaçik Kitab’da tespit olunduguna” (K. Necm 75) dair ya da buna benzer hükümleri siralamaktir. Bunu yaparken sirtini özellikle su ayete dayar: “… Allah katindan gayri bir yerden gelseydi, (Kur’an’da) birbirini tutmaz bir çok seyler bulurlardi…” (K. 4 Nisa 82).
Ote yandan Islamcilar, çeliskilerin ve tutarsizliklarin ortaya çikmasini önlemek üzere sunu hatirlatir ki Kur’an ve Hadis hükümlerini tartismak, yalanlamak ve bunlar üzerinde süpheci olmak ya da bunlarda çeliski ve tutarsizlik oldugunu söylemek “günahtir”, “dinsizliktir”, “Tanri’ya ve peygamberine karsi gelmektir”. Bu hükümler çeliskili görünse de, akla ve müspet ilme ters düsse de, bunlari hiç bir elestiriye ve tartismaya girismeden olduklari gibi kabul etmek gerekir
Kur’an’da çeliski olmadigini savunmak maksadiyle Islamcilarin basvurdugu bir diger yol, bazi ayet’lerin bazi ayet’lerle kaldirildigini öne sürmektir. Oysa ki hangi ayet’lerin hangileriyle kaldirildigi hususundaki görüs ayriliklari bir yana ve fakat böyle bir iddia, hani sanki Tanri her seyi diledigi gibi önce’den düzenleyemezmis ya da bilmezmis ve bazi ayet’leri yanlislikla yerlestirmiste sonradan hatasinin farkina varip düzeltmis gibi bir anlam tasir ki Tanri’yi küçültmek sonucunu dogurur.
Kaldi ki Kur’an’daki çelismeler, kaldirilmadigi kesin olarak bilinen ayet’leri kapsar ki bunlardan pek bariz olanlardan biri, Ebu Talib’in ölümü vesilesiyle Muhammed tarafindan Kur’an’a konmus olan su ayet’tir: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar, kimi de saptirmak isterse… kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küfür batakliginda birakir” ( 6 En’am 125).
Bu ayet’le anlatilmak istenen sudur ki Ebu Talib’in kalbini müslümanliga açmayan Tanri’dir ve Tanri onun müslüman olmadan ölmesini uygun bulmustur. Ancak gerçek bundan çok farklidir.
Bilindigi gibi Muhammed, kendisini bir baba gibi yetistiren Ebu Talib’i müslüman yapmak istemis fakat yapamamistir Yapamayinca sorumlulugu sirtindan atmak üzere Tanri’nin keyfiligini öne sürmüs ve amcasinin müslüman olmayisini bu keyfilige baglamak üzere yukardaki formülü bulmustur Ancak ne var ki ayet kendi içerisinde çeliskilidir, çünkü bir yandan Tanri’nin kisileri diledigi gibi saptirdigini belirtirken diger yandan saptirdiklarini Cehennem’e attigini anlatmaktadir.
Kuran’da gorulen çeliskiler ne gökten inmedir ve ne de din adaminin dedigi gibi “Tanri’ya göre degil, bize göredir”. Bu çeliskiler, Kuran’in yaraticisi olan Muhammed ve onun yardimcilarindan kaynaklanmaktadir. (Bilindigi gibi, Muhammed, okur-yazar degildi ve Kuran’i olustururken okur-yazar yardimcilardan faydalandi). Kuran’i “Gökten indi” diyerek yarattigi dine taraftar toplamak isteyen Muhammed ve yardimcilarinin, çesitli durumlara ve farkli olaylara çözüm saglama siyasetinden dogmustur.
Konu ayri bir kitap olabilecek boyutta bulunmakla beraber pek kisa bir özet olarak söyleyelim ki Muhammed, kendisini Kureysli’lere peygamber olarak kabul ettirebilmek için ilk baslarda (özellikle daha henüz güçlenmedigi dönemde) Kur’an’a “Dileyen Rabbine giden yolu tutar” (K. 76 Insan 29) ya da “Her kese islediklerinin karsiligi ödenir” (K. 46 Ahkaf 19) seklinde ayet’ler koymustur. Böylece kisileri, eger müslüman olacak olurlarsa Cennet’e, olmayacak olurlarsa Cehennem’e gitmek gibi bir seçim karsisinda birakarak kendisine baglayabilecegini hesaplamistir. Daha baska bir deyimle müslüman olup olmamanin “kisisel irade” isi oldugunu, ve müslümanligi seçenlerin mükafatlara konacaklarini anlatarak, ve nasil olsa kisilerin kazanç yolunu (örnegin Cennet’e gitmeyi” ) tercih edeceklerini düsünerek, iyi bir taktik kullandigina inanmistir
Ancak ne var ki bu usul ile pek basari saglayamamis ve fazla sayida taraftarlar kazanamistir. Kendisini bir baba gibi büyüten ve koruyan amcasi Ebu Talib’i bile, bütün cabalarina ve yalvarip yakarmalarina ragmen, müslüman yapamamistir. Yapamayinca, basarisiz kalmis gibi görünmemek için müslüman olup olmamanin Tanri’nin istegine bagli bir is oldugunu söylemis ve Kur’an’a: “Allah kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini islamiyete açar… kimi de saptirmak isterse…kalbini dar ve sikintili kilar… ” (K.6 En’am 125) seklinde ayetler koymustur. Fakat “kafir’lerin” Cennet’e giremeyeceklerini belirtmek üzere “Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir…” (K. en”am 125) seklinde eklemede bulunmustur ki çeliskili durumu yaratan da budur.
Ayni durum, daha sonra Medine’ye geçipte oradaki Yahudileri müslüman yapmaga kalkinca da ortaya çikmistir. Onlari müslüman yapabilmek için ilk önceleri bir takim ödün’ler (tavizler) vermis olmasina ve örnegin Kible’yi Yahudilerin kutsal bildikleri Kudus yönüne cevirmesine ragmen sonuç alamamis, onlari müslüman yapamamistir Sadece onlar bakimindan degil fakat putperest olan Arap kabileleri bakimindan da ayni basarisizliklara ugrayinca taraftarlarindan bir çogu: “Eger Muhammed gerçekten Peygamber ise, nasil olur da bu kisileri müslüman yapamaz?” seklinde konusur olmuslar ve bu tür konusmalar kuskusuz ki Muhammed’i telasa düsürmege yetmistir. Peygamberliginin süphe uyandirabilecegi endisesiyle onlarin bu tarz konusmalarina engel olmak istemistir. Bundan dolayidir ki, daha önce amucasi Ebu Talib’in ölümü sirasinda uyguladigi taktigi, bu vesile ile pekistirmek gerektigini anlamis ve putlara tapip tapmamanin, ya da müslüman olup olmamanin Tanri’ya ait bir is oldugunu söyleyerek, kisileri müslüman yapamamaktan dogma sorumlulugu sirtindan atmaya çalismistir. Bunu saglamak üzere Kur’an’a: “Tanri diledigini saptirir, diledigi dogru yola sokar” (K. 16 Nahl 93), ya da “Allah dileseydi puta tapmazlardi” (K. 6 En’am 107), ya da “Tanri kimin gönlünü islama açmissa o Rabbi katinda bir nur üzre olmaz mi?… Kimi saptirirsa ona yol gösteren bulunmaz” (K. 39 Zümer 22-23) seklinde (ve buna benzer) ayet’ler yerlestirmistir.
Görülüyor ki çeliskilerin asil nedeni günlük siyasetin olusumu ile ilgilidir: kisileri müslüman yapmak için “irade” özgürlügü ilkesine basvurulmus ve örnegin “Kim müslüman olursa o mükafata erisir” seklinde hükümler konmus ve fakat basari saglanamayinca bu sefer müslüman olmanin kisi iradesiyle ilgili bulunmayip Tanri’nin istegine bagli oldugu tezi’ne basvurulmustur. Bu ve buna benzer durumlar, seriat hükümlerinin birbirleriyle çelisir nitelikte olmak uzere ortaya çikmalari sonucunu dogurmustur
Bakara-106 'Herhangi bir Ayet'in hukmunu yururlukten kaldirir veya unutturursak, onun yerine daha hayirlisini veya benzerini getiririz. Allah'in herseye gucunun yettigini bilmezmisin? Bakara-106 da sunulan bu hükmü, Fatir-43 ayeti doğrudan çürütmekte. Kanıtlayalım; Fatir-43 '... Hayir! sen Allah'in kanununda degisiklik bulamazsin. Sen Allah'in kanununda asla bir doneklik bulamazsin.' - Feth-23 '
... Allah kanununda hicbir degisiklik bulamazsiniz.' Ayrıca Yunus-64, Fetih-23, En'am-115, Ahzab-62 ayetlerinde de Fatir-43 desteklenir. Maide-69 'Fakat inananlar, Yahudiler, Sabiiler ve Hiristiyanlardan Allah'a ve ahiret gunune inanan, iyi isler yapana korku yoktur, onlar uzulmeyeceklerdir.' Burada verilen hüküme Bakara-62'de de rastlayabilirsiniz. Fakat Al-i Imran-85 ayetinde '''Kim Islamiyetten baska bir din ararsa onunki kabul edilmeyecektir, O ahirette de kaybedenlerdendir'' denilmekte En'am-108: 'Allah'tan baska dua ettikleri seylere sovmeyin ki, onlar da bilgisizlikte asiriya gidip Allah'a sovmesinler...' diyen bir ayet ile karşılaşıyor ve seviniyoruz. Fakat Tevbe-28 ayeti sevincimizi kursağımızda bırakıyor. Tevbe-28 'Ey inananlar' Allah'a es kosanlar mutlaka pisliklerdir...' vs..... hakk her zaman hatasızdır fakat kul hakkında aynı şeyi diyemecegim