( ) yazarına ait soru yok |
| 1 Sayfada 50 Soru Toplam 6642 Soru |
|
| incefikir com nedir ? |
incefikir.com aklınızdaki her şeyi sorabileceğiniz veya varolan soruları cevaplayabileceğiniz bir paylaşım fikridir.
İncefikir bir kurgudur, bilmecedir, mizahtır, yalan dolandır. Bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir.
Üye Olmak için http://www.incefikir.com/uyeol.asp
Diğer tüm sorularınız için: info@incefikir.com
İncefikir'de ana kural soru başlıkları altında yalnızca sorunun cevaplanabileceğidir. İncefikir bir forum veya chat kanalı değildir. Soru başlıkları altında sohbet edilemez. Aynı konu dahi olsa sorunun cevabı dışında cevap verilemez. Sorular soruları getirir ve konular yeni sorularla devam eder. |
| Puan: 3 |
|
 |
| incefikir com da soru ve cevap formatlari nasil olmalidir ? |
Soru ve cevaplarda uslup ve içerik kuralları yoktur. örneğin, Bilimsel; fibonacci sayıları nedir? güneş dünyaya kaç km uzaklıktadır?
Anket; hangi takımı tutuyorsunuz? ıssız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız 3 şey nedir? Anket türü sorularda dikkat edilmesi gereken şeyler vardır. Bunun için: (sor: incefikir com da anket tarzi sorulara nasil cevap verilmelidir)
Kişisel; beşiktaş civarında kiralık ev var mı? hangi otomobil markasını tavsiye edersiniz?
Kişisel sorularda dikkat edilmesi gereken şeyler vardır. Bunun için: (sor: incefikir com da kişisel sorulara nasil cevap verilmelidir)
Toplumsal olay ve organizasyonlarla ilgili sorularda olayın tam tarihi de belirtilmelidir. (sor: toplumsal olay ve organizasyonlarla ilgili sorular nasıl sorulmalıdır)
Gibi tüm sorular kabul edilecektir.
Cevaplarınız gerçek bilgiye dayanmak zorunda değildir. Kendinize göre dilediğiniz cevabı yazabilirsiniz. Cevabınız gerçek dışı bile olabilir ama içinde biraz da olsa bilgi kırıntıları toplamak isteriz. Cevap yazarken her zaman sorunun gizli bir "neden?" sorusu içerdiğini farzedin. Evet, hayır, katılıyorum gibi boş cevaplar kabul edilmeyecektir. Aynı şekilde anket şeklinde cevaplar da formata uygun değildir.
incefikir.com bir forum değildir. Cevap yazılırken yanlızca ilk soru dikkate alınır. Cevaplar birbirlerine gönderme yapamaz, Kullanıcılar cevap formatında birbiriyle konuşamaz. İletişim ihtiyaçlarınız dikkate alınmış ve mesaj sistemi yapılmıştır. Derin sohbetleriniz için mesajlaşma özelliğini kullanınız. |
| Puan: 1 |
|
 |
 |
| incefikir com da soru ve cevap formatlari nasil olmalidir ? |
Site içerisindeki bir soruya link vermek için (sor: incefikir com nedir) şeklinde yazmanız yeterlidir. Yine bağlantı otomatik olarak oluşacaktır. sor: dan sonra bir boşluk olduğuna dikkat ediniz. (ara: lost) şeklinde yazarak da direk ilgili kelimenin aratılabilmesini sağlayabilirsiniz. Ayrıca bir de gizli soru linki verebilirsiniz. Bunu yapmak için sorunuzu "Alt Gr 7 ve Alt Gr 0 tuşlarına basarak çıkartılan parantez işaretlerinin içine almanız yeterlidir. Böylece şu şekilde link verebilirsiniz. incefikir com da soru ve cevap formatlari nasil olmalidir Veya boru sesi şeklinde gizli link verebilirsiniz. Buradaki boru sesi yazısının üzerine tıklandığında Boru sesi nedir sorusuna gidecektir. Fareyi yazının üzerinde tuttuğunuzda nereye gittiğini görebilirsiniz. Bunu yapmak için Altgr+7(Aç çengelli Parantez) : ve Altgr+0(Kapa çengelli parantez) simgelerini kullanacaksınız. Şimdi yazılan cümledeki parantezlerin çengelli olduğunu farzedin; (Görünecek Kelimeler:Asıl Tıklanınca Gidilecek Soru) aradaki : (iki nokta üst üste işaretinin öncesinde ve sonrasında boşluk olmamasına dikkat edin.) |
|
|
 |
| incefikir com da neden tumu buyuk harf yazilar yazilmaz ? |
| incefikir adlı site sahibinin büyük harfe alerjisi olduğu için :) yada şöyle diyelim, kendisi çok incefikirli bir insan olduğundan ve estetik olarak büyük harfin sitenin görünümünü bozduğunu düşündüğünden. evet, ikinci cümle daha doğru oldu. |
|
|
 |
| iki kere iki neden dort eder ? |
Doğa yasaları, doğa bilimlerinin sonuçları, matematik. Size maymun soyundan geldiğiniz kanıtlandığı zaman surat asmanın bir yararı yok, kabul etmek zorundasınız. Yağınızın bir damlasının bile yüz binlerce insandan daha kıymetli olduğu, değerlerin, görevlerin, boş hayallerin ve önyargıların ne olursa olsun hiç önemli olmadığı kanıtlanırsa da kabul etmek zorundasınız. "İki kere iki dört eder." Bu kesin bir matematik sonucudur. Yalanlamaya çalışın bakalım "Olmaz! Bunu inkar edemezsiniz. İki kere iki dört eder. Doğa size fikir sormaz, sizin kahrolası arzularınıza, onun yasalarını sevip sevmediğinize aldırmaz. Onu ve getirdiği sonuçları olduğu gibi kabullenmek zorundasınız. Taş duvar taş duvardır..." diye bağırırlar adama.
F.M. Dostoyevski - Yeraltından Notlar |
|
( cqds, 09.04.2007 22:59:12) |
 |
| hiperaktivite nedir ? |
Hiperaktivite dediğimiz hadise, kişide görülen aşırı hareketlilik, dikkat bozukluğu ve isteklerini erteleyememe gibi belirtileri olan fecii bi psikolojik bozukluktur. (bunu yazmak ağırıma gitti ama olsun).Beyindeki işlevsel farklılıktan kaynaklandığı sanılmaktadır. Ana hatlarıyla belirtilerine de değinecek olursak ki değinelim pek hoş olur.
Belirtileri
1-Dikkat eksikliği: Belirli bi konuya odaklanamama, "len ben nereye koydum kola bardağını" diyip başka bi bardak alma, bir film izlerken herkes kadrajın ortasındaki ana karaktere yoğunlaşırken fondaki martıya bakıp "nasıl uçuyo len hayvan keşke ben de uçsam" deme gibi belirtileri vardır. Sorun konuya odaklanamama değil birden fazla konuya odaklanma çabasından kaynaklanır.
2-Aşırı hareketlilik: Bööle elini ayağını neresine koyacağını bilememe, oturduğu yerde duramama, bıdıbıdı konuşmaya başladımı susmama, karşısındaki bi şey anlatırken anlattığı şeylerle ilgili örnekleme yapma, konudan konuya atlama, konuştuğu kişide "hassiktiiirr nerdeyim kimim ben nooluyoz laaan" hissi uyandırma gibi belirtileri vardır. Hoş görmeliyiz deli muamelesi yapmamalıyız....
3- Dürtüselcilik: İmpulsivite şeklinde de ecnebiler tarafından isimlendirilen bi hadise olup, düşünmeden hareket etme, aklına geleni o anda sööleme, sıra beklemekte zorlanma, "Dur len ben gideyim bi teleskop alayım çok güzelmiş" diyip aklına geleni alma gibi belirtileri vardır. Çok kötü şeyler değil bunlar hemen bok atmamalıyız arkadaşa...
4-Dağınıklık: Ortalığı bok götürmesi denebilir ama pasaklılıkla karıştırılmasın adam konsantre olamıyo ki...Odaya kamera almaya gidip elindeki muzu oda da bırakıp salona elinde eti puf yiyerek dönebilir. "Hoca nerde kamera" dediğinizde "boş ver hoca kamerayı filan aklıma bişii geldi dinle bak abi aslında evde elektrikleri iptal edicen mum yakacan hiç bitmiyo len bunlar bir ay önceki mum 2 milyona aldık hala yanıyo şerefsizim. hatta eriyen mumun içine ip koyacan yenisini yapacan nası fikir?" Diyerek sizde "harbiden fena fikir değimiş lan" etkisi bırakıp yaşamına devam edebilir. Soona adamın odasına girip hocam bu muz kabuğunun kazakların üstünde ne işi var diye kızmayın...
5-Sosyal ilişki sorunu: Aslında çok tatlı insanlardır bunlar hemen herkesle iletişim kurabilirler. Lakin söyledikleri şeyin karşısındakini nasıl etkileyeceğini düşünmedikleri için sorunlar olabilir...Kırılmayalım anlayış gösterelim sevelim bu insanları
6- Unutkanlık: Yapılacak işleri hatırlamada güçlük çekerler ayrıca her türlü işten kaytarma gibi özellikleri de vardır.
7-Bunların yanında dalgınlık, bi işi yaparken başka işle uğraşma efendime sööliyem bööle bi "ipimle kuşağım sikimle taşağım" tripleri görülebilir anlayışla karşılanmalı...
Peki bu kadar bok attığımız bu şahısların hiç mi olumlu yönleri yok? E var tabiki
Olumlu yönleri:
1- Sıcak kanlı cana yakın olma: Valla kendimim diye söölemiyom pek bi cana yakın efendime sööliyem bööle pek bi şeker insanlardır(cümle biraz bozuk oldu gibi)
2- Enerjik olma: Gecenin 4ünde "Hocam canım çay çekti bi çay demle de içelim " deseniz çay demlemezler (denedim bi kere hüsranla son buldu) ama "yürü lan otogar açıktır gidip çay içelim" diyerekten sizi maceradan maceraya taşıyabilirler..
3-Yaratıcılık (haşaa): Hocam bu yıkılan ikiz kulelerin yerine ne yapıcan biliyon mu? Bööle kule mule yapmıcan abi. Dışarda imal edecen binayı ama dışı yivli olacak vida gibi. Toprağa bunu döndüre döndüre sokacan soona gelsin bombalasın laden hatta yukarısı yerle aynı seviyede olacağı için boşalan alana da bi çay bahçesi yapıcan şööle tavşan kanı çay demleyen bi mekan olucek ama otoparkta lazım abi arabayı nereye koyucaz...Şeklinde devam eden projelere imza atabilirler...Mantıklı kısımları alınıp değerlendirilirse insanlık için şahane hizmet olur.
4- Esneklik ve hoşgörü: "Hocam gece alkolü fazla kaçırmışım senin ata yadigarı rob de şambırına kustum çok kızarsın diye düşünüp yıkamaya çalıştım lakin çamaşır suyunu fazla kaçırdığım için rengi atmış. Bu halde giyecek değilsin ya diye düşünüp yine odanda bulduğum canon eos 5d ile birlikte kapıcı ramazana verdim deseniz. "Valla çok şahane fikirmiş len" diyip kızmak yerine sizi takdir bile edebilir (salaklıkla karıştırmayalım arada ince bi çizgi var. Hoşgörü bu esneklik ööle bişii)
5- İnsanlara kolay güvenebilme ve risk alabilme: Hocam selamun aleyküm ismim lincoln. Eee Abraham Lincoln... İnanırım abi ben de bacaa eee masabacaa buyur dinliyorum. Hocam diyorum ki tapir taşşaaa işinde deli para var sen bana bi 100 bin dolar versen seni de ortak etsem ne dersin... Vayyy anasını valla yıllardır bööle bişii düşünüyodum ama cesaret edememiştim abrahamcığım buyur parayı... Gibi dialoglarda rol alabilirler.
Saçma görünebilir ama gerçekten o işte deli para var inanıyom ben...
|
|
|
 |
| kurdani ilk kez kim kullanmistir ? |
gunlerden bir gun çobanın biri sürüsünü otlatırken deprem olur,yer bırden ortadan ikiye ayrılır,ortalık duruldugunda geriye sadece çoban ve kopyalanmıs koyunu doly kalır ,bir gun gecer iki gun gecer koylerının yolunu bulamazlar,yatacak yer buldukarına dua eden ikiliyi yavas yavas açlık vurmaya baslar,çobanın aklından koyunu dolyi kesip yemek gecer ama kıyamaz,çoban yerde buldugu yoncaları otlamaya baslar,bu durum dolynin cok hosuna gider,"ulan herife bak koyun gibi otluyor,bende 2 dakkalıgına insan olayımda su çobanı bı guzel kesip yiyeyim"der bırden otlayan cobanın ustune çöker,el ve ayaklarını baglar,çoban bunu şaka zanneder ve yemyeşil olmus dişleriyle sırıtır o an boynundan kanlar damlar..ölür.. karnı doymus olan doly hazımsızlık ceker ve yonca yiyip midesini dinlendirir,ama onu rahatsız eden baska bırsey daha vardır,ilk kez et yedıgı ıcın dislerinın arası sinir,yağ,ve et dolmustur..ne yapacagını bilemez..bunu dusunmemeye calısır,yonca yemeye devam eder..işte o anda yonca dallarının arasına sıkısmıs orta irilikte bir kıymık parcası dolynin agzına girer ve sol azı dısının ıcıne sıkısan eti sıyırıp atar.. "ulan der" "şahane fikir,patentini alayım bunun"
işte ilk kurdanın kullanımı bu sekılde olmustur..ve genetik kopyanın ılk bebegi doly kullanmıstır.
|
|
( nada, 13.04.2007 16:22:56) |
 |
| incefikir mesajlasma arabirimi nasil kullanilir ? |
Sağ üst köşedeki mesaj linkine tıklayarak istediğiniz üyeye mesaj yazabilirsiniz.
Yeni mesajınız geldiğinde. Mesaj butonu yeşilden turuncuya dönecek.
Her cevabın altındaki mesaj linkine tıklayarak da cevabı yazan üyeye doğrudan mesaj atabilirsiniz.
Her üyenin mesaj arşivinde en fazla 25 mesaj tutulur. İncefikir canı istediği zaman bu mesajları silebilir. Sizin için önemli bir mesaj varsa bir yerlere kaydederek saklayınız. |
|
|
| anagram nedir ? |
Bir kelimedeki harflerin yerini değiştirerek yeni bir sözcük türetme sanatıdır. Örneğin incefikir - fikrienci gibi. |
|
|
| asp nedir ? |
Active server pages (Aktif Sunucu Sayfaları) anlamına gelir. Adı üstünde yazdığınız asp kodları sunucu üzerinde çalıştırılır ve kullanıcılara html sayfaları gönderilir. İncefikir.com da ASP ile hazırlanmış bir web sayfasıdır. |
|
( onur, 20.04.2007 01:47:45) |
 |
| scientology tarikatinin olayi nedir ? |
| incefikirin faydalarından biri daha. burada soruyu okuyunca hakkaten yaaa ne ola ki bu scientology dedim ve araştırmaya daldım. çok ilginç şeyler öğrendim.tom cruise ile hayatımıza giren scientology'yi nip/tuck adlı dizide de duymuştum (dizilere kadar düşmüş bi iş) aslı astarı şöyleymiş; efenim batıda yeni bir din olmuş olan scientology 1911 (!) doğumlu Lafayette Ronald Hubbard ve 18 havarisi (!) tarafından kurulmuş. (farkındaysanız daha ilk cümlede şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyorum) Hubbard aslında bilim-kurgu, polisiye, macera romanı yazarıymış ve dolu kitabı varmış(!). Scientologistler, zihin kontrolünü denetçi dedikleri üyeleriyle yapıyorlarmış. bu dine girmek isteyenlere denetçiler kendilerine özel istişare programları hazırlıyorlarmış. istişarenin amacı kişinin kendisiyle yüzleşip hayatını gözden geçirmesiymiş. hayatını etkileyen olayları gözden geçirerek bu etkilerden kurtulmaya çalışıyormuş. kurtulunca ''clear'' yani ''berrak'' oluyormuş. bundan sonraki basamaklar sırasıyla müridlik ve OT(!) muş. OT mertebesine ulaşan kişi bedenini ve zihnini terkedebilen kişiymiş(?) Allah!ın varlığına inanıyor fakat sıfatlarını belirtmiyorlarmış. cennet/cehemmen yokmuş, reenkarnasyon varmış. Seanslarda elektro-psikometre denilen bir alet kullanılıyormuş (nip/tuck dizisinde bir alete bağlayıp çocuğa hayatındaki önemli travmaları anlattırıyorlardı, o alet demekki buymuş) esas i,lginç olan bu Hubbard denen adam. Hubbard, 2. Dünya Savaşı’nda Deniz Kuvvetleri’nde görev yapmış ve hemen ardından Gönüllüler İdaresi’ne “intihar eğiliminden” ve “ciddi olarak zarar görmüş” hafızasından yakınmış. İlginç bi adam yani. |
|
|
 |
| elti kime denir ? |
öğrencilik yılları... arkadaşlarla kiralık ev aryoruz. boş bi apartman dairesi gördük, bi soralım bakalım kiralık mıymış, diyerek karşı komşunun kapısını çaldık. kapıyı açan başörtülü bi abla "oraya benim eltimler taşınacak" dedi. çıktık dışarı. "ulan elti ne demek lan?" diye hepimiz anlamsızca gülme krizine girdik. hala aramızda geyiktir. ama artık öğrendik. teşekkürler incefikir.com. :) |
|
( cqds, 21.04.2007 22:52:27) |
 |
| incefikir com nedir ? |
Üye olmaya karar verirseniz pek mutlu oluruz. Lakin önce bir kaç lakırdı edeceğiz. - 18 Yaşından küçükseniz daha değişik şeylerle vakit kaybetmenizi öneririz. Belki bu garip sitede bulunmanız hukuken sakıncalı olabilir. - Üye olmadan önce İncefikir.com 'un işleyişini ve kurallarını bildiğinizden emin olunuz. - Girdiğiniz kişisel bilgiler bir yerlerde saklanacak ve hukuki bir durum olmadığı sürece kimseye gösterilmeyecektir. Mailinizi falan sizinle iletişime geçmek istersek kullanacağız kimseye göstermeyeceğiz. - T.C. yasalarına aykırı tüm yazılarınız yazarlığınızla birlikte uçup gidecektir. - Aynı kullanıcının birden fazla hesap açmasını olumlu karşılamıyor,bir şekilde tespit ediyor ve tüm hesaplarını siliyoruz. - Bu sitede kullanılan tüm içerik, grafik ve tasarımlar Teon Bilişim'e aittir. Yazarlar yazdıkları yazıların tüm haklarını devretmiş sayılırlar. Sitede yer alan yorumlar, bilgiler veya görüşler içeriği gönderenlerin sorumluluğundadır. Kaynak gösterilen alıntılar ve bağlantı yolu ile alınan bilgilerin tüm hakları orjinal içerik sahiplerinindir. - Toplum içinde medeni bir şekilde yaşamamızı sağlayan yazılı veya yazılı olmayan tüm kurallar incefikir.com için de geçerlidir. Yolda gördüğümüz insanlara küfretmeyiz, hakaret etmeyiz, yerlere tükürmeyiz, çimlere basmayız, bulduğumuz gibi bırakırız, lüzumsuzsa söndürürüz, sifonu çekeriz.
Okudum, anladım, ettim diyorsanız buyrun devam edin, Yok bana ters diyorsanız bütün bunları yaşanmamış kabul edelim. |
|
|
 |
| eksi sozluk nedir ? |
http://sozluk.sourtimes.org adresinde ikamet eden "Kutsal Bilgi Kaynağı".
incefikir.com'un bir çok özelliği Kutsal Bilgi Kaynağı - Ek$i Sözlük'ten esinlenerek yapılmıştır. ssg'ye bir çok siteye ilham veren sade işlevsel arabirimiyle örnek oluşturan ekşi sözlük fikri için teşekkür ederiz. |
|
( onur, 22.04.2007 18:24:25) |
 |
| web 2 0 nedir ? |
İnternetin çoklu kullanıcı ile yarattığı yeni arayüz veya iletişim arabirimi olarak tanımlanabilir. Vikipedi'nin dediğine göre;
"Web 2.0, O'Reilly Media tarafından 2004'de kullanılmaya başlayan bir sözcüktür ve ikinci nesil internet hizmetlerini - toplumsal iletişim sitelerini, vikileri, iletişim araçlarını, folksonomileri- yani internet kullanıcılarının ortaklaşa ve paylaşarak yarattığı sistemi tanımlar. Kelimenin tam anlamı tartışmaya açıktır, Tim Berners-Lee gibi teknoloji uzmanları da kelimenin manasını sorgulamıştır.
Tim O'Reilly'e göre Web 2.0'ın kısmen tanımı şöyledir:
"Web 2.0 bilgisayar endüstrisinde internetin bir düzlem olarak ilerlemesiyle bir işletme devrimi ve bu düzlemin kurallarını başarı için anlamaya çalışmaktır. Bu kurallar arasında başlıcası şudur: Ağ etkilerini daha çok insanın kullanabilmesi için programlar kurmak." Bu vesile ile basit bir dille, Web 2.0 Vikipedi, Youtube, MSN, ICQ, Ekşi Sözlük, arkadaşlık siteleri vb. gibi kullanıcıların diğer kullanıcılar için ziyaret ettikleri İnternet siteleri veya kullandıkları programlardır."
Bunlara İncefikir de eklenebilir.
|
|
|
 |
| evlenme teklifi nasil yapilmalidir ? |
nasıl yapıldığı hiç önemli değildir. önemli olan; evet cevabı alınmasının garanti olmasıdır. öyle 'ya tutarsa' diye evlenme teklifi yapılmaz; yapılırsa eşekliktir, öküzlüktür. ayrıca bir erkeğin evlenme teklifi yaparken yaratıcılığının ve sanatının zirvesine çıkmaya çalışması sakıncalıdır. sürpriz denen şey sürekli beklentileri yükseltmeyi ve bir öncekinin etkisinin aşılmasını bir yasa olarak kabul eder. ilerki yıllarda dogumgünü ve yıldönümü kutlamalarında, fikir ve orjinallik açısından kendini aşamayan erkek harap düşer, hayata küser.
|
|
|
 |
| vice versa ne demektir ? |
bir cümlenin tam tersinin de gecerli olduğunu gösteren latince kökenli kelime grubu. özellikle ingilizce bir önermenin sonuna yapıştırınca çok havalı olur.
örnek : incefikir.com da her sorunun bir cevabı olmalıdır, vice versa - dersek her cevabın da bir sorusu olması gerektiğini anlarız.
örnek : şeriatta bir erkek birden fazla kadınla evlenebilir, not vice versa - dersek bir kadının birden fazla erkekle evlenemeyeceğini anlarız.
|
|
|
| beyin firtinasi nasil yapilir ? |
ideal olarak 6 (ya da 7 - 8 - 9) kişiyle yapılan bir problem çözme - fikir bulma yöntemidir. önce net şekilde konu belirlenir, daha sonra herkes bu konu hakkındaki fikirlerini söyler. en önemli kuralı tüm katılımcıların fikirlerinin not edilmesi ve fikirlerin ilk duyuldukları anda kesinlikle eleştirilmemesidir. ciddiyetle yapılırsa, son derece etkili bir problem çözme yöntemidir. şu ana kadar hakkını vererek ve amacından sapmadan uygulandığına şahit olmadım. |
|
|
 |
| kendi yazdiginiz sorulara cevap vermek mubah midir ? |
bu kişiler yıllarca ekşi sözlüğü okuyup iç geçirmiş, kendilerine fırsat verilmemesinden dert yanmış kişilerdir. yıllar boyunca kafalarda esprili sorular ve komik cevaplar hatrı sayılır bi birikim oluşturmuştur. bu birikim akacak bi mecra aramış ve sonunda incefikir.com u bulmuş ve o coşkuyla dayanamayıp hem soruları sormuş hem de cevaplarını kendileri vermişlerdir. bunun doğal sonucu olarak ortalık tek cevaplı bi sürü soruyla dolmuştur. ama olsun efendim, başarıya giden her yol mübahtır. |
|
( cqds, 27.04.2007 15:18:47) |
 |
| theodore j kaczynski kimdir ? |
manifestosu için,
"Endüstriyel Sistem Yıkılmalıdır"
Giriş Sanayi devrimi ve sonuçları insan soyu için bir felaket oldu. Bu sonuçlar "gelişmiş" ülkelerde yaşayan bizlerin yaşamdan beklentilerimizi oldukça arttırırken toplumun dengesini bozdu, yaşamı anlamsızlaştırdı, insanları aşağılamalara maruz bıraktı, yaygın psikolojik acılara (Üçüncü Dünya'da fiziksel acılara da) yol açtı ve doğal dünyayı şiddetli zarara uğrattı. Teknolojik ilerlemenin devam etmesi durumu daha da kötüleştirecek; insanları daha büyük aşağılamalara maruz bırakıp, doğal yaşamda daha fazla zarara sebep olacak; büyük olasılıkladaha fazla bozulmaya ve psikolojik acılara yol açacak; belki de "gelişmiş" ülkelerde bile fiziksel acıların artmasına neden olacak. Endüstriyel teknolojik sistem, devam edebilir veya yıkılabilir. Eğer devam ederse, sonunda psikolojik ve fiziksel acılar daha düşük seviyelere inebilir, ancak uzun ve acı dolu bir alışma döneminden sonra ve insanlarla diğer pek çok yaşayan organizmayı işlenmiş birer ürün ve çark dişlilerine indirgemek pahasına. Üstelik, sistem devam ederse, sonuçları kaçınılmaz olacak. Sistemi, insanların saygınlığı ve bağımsızlığını elinden almayacak bir şekilde yenilemenin veya değiştirmenin bir yolu yok. Eğer sistem çökerse, sonuçları yine çok acı verici olacak. Ancak, sistem büyüdükçe çökmesinin sonuçları da daha dehşetli olacağından, eğer çökecekse en kısa zamanda çökmesinde fayda var. Biz bu nedenle, endüstriyel sisteme karşı bir devrimi savunuyoruz. Bu devrim şiddetli veya şiddetsiz olabilir; hemen gerçekleşebilir veya birkaç on yıla yayılarak görece daha aşamalı olabilir. Bunların hiçbirini şimdiden bilemeyiz. Bu, POLİTİK bir devrim olmayacaktır. Amacı ise hükümetleri değil, bugünkü toplumun ekonomik ve teknolojik temelini yıkmak olacaktır.
* Modern solculuğun psikolojisi * Aşağı yukarı herkes çok sorunlu bir toplumda yaşadığımızı kabul edecektir. Dünyamızın içinde bulunduğu çılgınlığın en yaygın göstergesi solculuk olduğu için, solculuğun psikolojisi üzerine bir tartışma, günümüz toplumunun sorunları arasında genel bir tartışmaya giriş görevi yapabilir. Peki ama solculuk nedir? 20. yüzyılın ilk yarısında solculuk pratikte sosyalizmle özdeşleştirilebilirdi. Bugün ise bu hareket parçalanmıştır ve kime tam anlamıyla solcu denilebileceği açık değildir. Biz, solcu dediğimizde, temelde sosyalistleri, kollektivistleri, "politik açıdan dürüst" tipleri, feministleri, gay ve özürlü hakları savunucularını, hayvan hakları eylemcilerini ve benzerlerini düşünüyoruz. Ancak bu hareketlerin herhangi biriyle ilgisi olan herkes solcu değildir. Çağdaş solculuğun temelinde yatan iki eğilime "aşağılık duygusu" ve "aşırı toplumsallaşma" adını veriyoruz. Aşağılık duygusu, çağdaş solculuğun bütününde görülen bir özellikse de, aşırı toplumsallaşma çağdaş solculuğun yalnızca belirli bir kesiminde görülen bir özelliktir; ancak bu kesim oldukça etkilidir. Aşağılık duygusundan kastımız yalnızca katı anlamda aşağılık duygusu değil, buna ilişkin özelliklerin bütün bir yelpazesidir: Kendine az değer verme, güçsüzlük duyguları, depresif eğilimler, yenilmişlik, suçluluk, kendinden nefret etme, v.b. Bizce çağdaş solcular böyle duygulara meyillidirler ve bu duygular çağdaş solun yönünü belirlemede etkilidir. İnsanların çoğu öenmli oranda uygunsuz davranışlarda bulunur. Yalan söylerler, önemsiz hırsızlıklar yaparlar, trafik kurallarını çiğnerler, işlerini asarlar, birbirlerinden nefret ederler ya da başka birini geçmek için sinsi hileler yaparlar. Aşırı toplumsallaşmış birinsan ise bunları yapamaz; ya da yapsa bile kendi içinde bir utanç ve öznefret duygusu geliştirir. Genel ahlaka uygun olmayan duygu ve düşünceleri suçluluk duymadan yaşayamaz, "temiz" olmayan fikirleri düşünemez. Toplumsallaşma sadece bir ahlak meselesi değildir; ahlak başlığı altında toplanamayacak pek çok davranış normuna da uymak üzere sosyalleşiriz. Aşırı toplumsallaşan insan topluma psikolojik bir tasmayla bağlanır. Aşırı toplumsallaşma insanlığın, bireye yaptığı en büyük zulümdür. Çağdaş solun önemli ve etkili bir bölümü bu dertten muzdariptir. Aşırı toplumsallaşmış tipte bir solcu, isyan ederek psikolojik tasmasını çıkarmaya ve bağımsızlığını ilan etmeye çalışır. Ama bu kadar güçlü değildir. Tam tersine, sol, kabul edilmiş ahlaki bir prensibi alarak kendisininmiş gibi benimser ve sonra da toplumu bu prensibe uymamakla suçlar. Irklar arası eşitlik, cinslerin eşitliği, fakirlere yardım etmek, savaşa karşı barış, genel olarak şiddet karşıtlığı, ifade özgürlüğü, hayvanlara iyi davranmak.. Solcuların problemleri, toplumumuzun bir bütün olarak sahip olduğu problemleri de gösterir. Kendine az değer verme, depresif eğilimler ve yenilmişlik duygusu yalnızca solla sınırlı değil. Toplumda da oldukça yaygın. Ve bugünün toplumu da, bizi, önceki bütün toplumlardan daha toplumsallaştırmaya çalışıyor. Nasıl yiyeceğimizi, nasıl spor yapacağımızı, nasıl sevişeceğimizi, çocuklarımızı nasıl yetiştireceğimizi bile uzmanlardan öğrenir hale geldik.
* Güç süreci, yapay etkinlik, bağımsızlık * İnsanlar bizim "güç süreci" adını verdiğimiz, büyük olasılıklar biyolojik bir ihtiyaç içindedir. Bu güç ihtiyaçla yakından ilgiliyse de tam olarak aynı şey değildir. Güç sürecinin dört öğesi vardır. Bunların en açık olan üçüne Amaç, Çaba ve Amaca Ulaşma adını veriyoruz. Dördüncüsü olan Bağımsızlık ise tanımlanması biraz zor bir öğe. Herkeste bulunmayabilir. Herkesin amaçları vardır; en azından yaşamak için gereken fiziksel ihtiyaçları karşılamak gibi: yiyecek, su, giyim, barınak, vb.. Ancak hali vakti yerinde bir aristokrat bütün bunları çaba harcamadan elde eder. Sonra da sıkıntı ve moral bozukluğu başlar. Yani, ciddi psikolojik problemlere yakalanmamak için bir insan, uğruna çaba harcaması gereken amaçlara gerek duyar ve bu amaçlara ulaşmada en azından makul bir oranda başarıya sahip olmalıdır. İnsanlar, fiziksel gereksinimlerini karşılamak için çabalamak zorunda kalmadıklarında, kendilerine "yapay amaçlar" bulur. Örneğin, İmparator Hirohito, yozlaşmış bir düşkünlüğe dalacağına, kendini deniz biyolojisine adadı ve bu alanda hatırı sayılır kişilerden biri oldu. "Yapay etkinlikler" kavramını şu anlamda kullanıyoruz: İnsanların yalnızca elde etmek yolunda çaba göstermek için veya yalnızca amaca ulaşmaya çalışmaktan edindikleri "tatmin" için kendilerinde buldukları yapay amaca yönelik faaliyet. X amacına ulaşmak için zamanını ve enerjisini adayan bir kişiyi düşünerek kendinize şu soruyu sorun: Eğer bu kişi, zamanını ve enerjisinin çoğunu biyolojik gereksinimlerini karşılamaya harcamak zorunda kalsaydı ve buçaba onun fiziksel ve zihinsel yeteneklerini değişik ve ilginç bir biçimde kullanmasını gerktirseydi, bu kişi X amacına ulaşmadığı için kendinde bir eksiklik hisseder miydi? Eğer cevap hayırsa bu kişinin X amacına ulaşmaya çabalaması bir yapay etkinliktir. Hirohito'nun deniz biyolojisi konusundaki çalışmaları gibi.. Çağdaş endüstriyel toplumda, kişinin fiziksel gereksinimini gidermesi için asgari bir çaba yeterlidir. Önemsiz bir beceri edinmek üzere bir eğitiminden geçmek, sonra da işe zamanında gelip, işin gerektirdiği son derece mütevazi çabayı göstermek yeter. Bütün gerekn, makul bir oranda akıl ve en çok da İTAAT. Kişi bunlara sahipse, toplum ona beşikten mezara dek bakar. Çoğu insan için, yapay etkinlikler, gerçek amaçlara ulaşmaya çalışmaktan daha az tatmin edicidir. Bunun göstergelerinden biri de, yapay etkinliklerle çok yakından ilgilenen insanların asla tatmin olmamaları, huzur bulmamalarıdır. Paragöz, sürekli daha fazla servet edinmek için can atar. Bilim adamı, bir problemi bitrir bitrmez diğerine geçer. Uzun mesafe koşucusu, kendini daha hızlı ve daha fazla koşmaya zorlar. Bu insanlar, yaptıklarının kendilerine biyolojik ihtiyaçları gidermek gibi "fani" bir işten daha fazla tatmin getirdiğini söyler. Bunun nedeni toplumumuzda biyolojik ihtiyacı karşılama işinin saçmalığa indirgenmiş olmasıdır. Daha da önemlisi, toplumumuzda insanlar biyolojik ihtiyaçlarını BAĞIMSIZ OLARAK değil, toplumsal bir makinanın parçları olarak karşılar. Ama tam aksine, yapay etkinliklerde bulunurken büyük oranda bağımsızdırlar. Bağımsızlık, güç sürecinin bir parçası olarak her bireye gerekmeyebilir. Ancak, çoğu insan, amaçları için çabalarken az çok bağımsızlığa ihtiyaç duyar. Çabaları kendi insiyatiflerine bağlı ve kendi denetimlerinin altında olmalıdır. Eğer insanlar, bağımsız insiyatif ve kararlarına hiç yer bırakılmayan, katı emirlerin yukarıdan dayatıldığı bir durumda çalışırsa, güç sürecine olan ihtiyaçları doyurulmayacaktır. Çoğu insan için, kendine değer verme, özgüven ve güç duygusu kazanma, güç süreci yoluyla yani bir amaca sahip olma, BAĞIMSIZ bir çaba gösterme ve amaca ulaşma yoluyla olur. Bir kişinin güç sürecinden geçmek için yeterli fırsatı olmazsa, bunun sonuçları, bireye ve sürecin nasıl bozulduğuna bağlı olarak, sıkıntı, ahlaki çöküntü, kendine az değer verme, aşağılık duygusu, yenilmişlik, depresyon, endişe, suçluluk, hüsran, düşmanlık, eşe ya da çocuğa yönelik taciz, doymak bilmeyen bir düşkünlük, anormal cinsel davranışlar, uyuma ve beslenme bozuklukları, v.b.. olur.
* Toplumsal sorunların kaynağı * Biz çağdaş toplumun sosyal ve psikolojik sorunlarını şu gerçeğe bağlıyoruz: Toplum, insanların, insan soyunun evrimleştiği koşullardan tamamıyla farklı koşullarda yaşamasını ve daha önceki koşullarda geliştirdikleriyle çatışan davranış kalıplarına göre davranmasını gerektiriyor. Modern toplumun insanları maruz bıraktığı en önemli anormal koşut, bizim güç sürecini doğru dürüst yaşama şansımızın olmamasıdır. Ancak bu tek anormal durum değildir. Aşırı nüfus yoğunluğu, insanın doğadan soyutlanması, toplumsal değişimin aşırı hızı ve aile gibi, kabile gibi küçük ölçekli toplulukların yıkılması gibi faktörler de etkilidir. Kalabalığın stres ve saldırganlığı arttırdığı çok iyi bilinir. Bugün varolan kalabalıklaşma derecesi ve insanın doğadan soyutlanması, teknolojik ilerlemenin sonuçlarıdır. Endüstri öncesi toplumlar ağırlıklı olarak tarımsal toplumlardı. Endüstri toplumu şehirleri ve şehirlerde yaşayan nüfus oranını büyük oranda arttırdı; modern tarımsal teknoloji de dünyanın daha önce besleyemediği yoğunlukta bir nüfusu beslemesini olanaklı kıldı. İlkel toplumlarda, doğal dünya, istikrarlı bir çerçeve ve bu nedenle de, bir güvenlik duygusu sağlıyordu. Modern dünyada ise, tam tersine, insan toplumu doğaya egemendir ve çağdaş toplum da teknolojik değişimle birlikte büyük bir hızla değişiyor. Yani istikrarlı bir çerçeve yok. Muhafazakarlar aptaldır: Bir yandan geleneksel değerlerin yıkılmasından dolayı sızlanırken, diğer yandan da teknolojik ilerleme ve ekonomik gelişmeyi içtenlikle desteklerler.
* Özgürlüğün doğası * "Özgürlük"ten şunu kastediyoruz: Güç sürecini, yapay etkinliklerin yapay hedefleriyle değil, gerçek amaçlarla ve hiç kimsenin, özellikle de hiçbir büyük kuruluşun müdahalesi olmadan yaşayabilme fırsatı. Özgürlük, kişinin (ya bir birey ya da küçük bir topluluğun üyesi olarak) ölüm kalım meselelerini kontrol edebilmesidir; yiyecek, giyecek, barınak ve çevresinden gelecek her türlü tehlikeye karşı savunma. Özgürlük güç sahibi olmak demektir; diğer insanları kontrol etmek için değil, ancak kendi yaşamının koşullarını kontrol etmeye yarayan güç. Biri kişinin üzerinde bir güce sahipse, bu güç ne kadar iyi niyetli, hoşgörülü ve müsaadeci olursa olsun kişi özgür değildir. New England'daki kızılderililerin çoğu monarşiyle yönetiliyordu ve İtalyan Rönesansı sırasında şehirlerin çoğu diktatörlerin kontrolü altındaydı. Ancak bu toplumların tarihini okurken insan,onlarda bizim toplumumuzdakindekinden daha fazla kişisel özgürlüğe izin verildiği izlenimi ediniyor. Bu kısmen yönetici idaresini dayatacak etkin mekanizmaların yokluğundan kaynaklanıyor: Çağdaş, iyi örgütlenmiş polis güçleri, iletişim mekanizması, denetleme kameraları, sıradan vatandaşların yaşamları hakkında bilgi dosyaları yoktu. Bu nedenle kontrolden kaçmak görece daha kolaydı. Anayasa tarafından garanti altına alınan bazı haklarımız olduğu için özgür bir toplumda yaşadığımız söyleniyor. Ancak, bu haklar göründüğü kadar önemli değildir. Örneğin, basın özgürlüğünü düşünün. Elbette bu hakka çatmak istemiyoruz; bu, politik gücün yoğunlaşmasını kısıtlamak vepolitik gücü olanları teşhir ederek yola getirmek için önemli bir araç. Ancak, baswın özgürlüğü, sıradan bir vatandaşın bir birey olarak çok az işine yarar. Medya, çoğunlukla sistemle bütünleşmiş büyük kuruluşların kontrolündedir. Birazcık parası olan herkes bir şey bastırabilir, bunu Internet'le veya başka bir yolla dağıtabilir. Ama onun söyleyecekleri medyanın büyük miktardaki materyalleri arasında kaybolacak, bu nedenle hiçbir etkisi olmayacaktır. Toplumda kelimelerle bir etki yaratmak, çoğu birey ve küçük grup için olanaksızdır.
* Tarihin ilkeleri * Tarihin iki bileşenden oluşan bir toplam olduğunu düşünün: Sezilebilir bir yolda ilerlemeyen, önceden sezilemeyen olaylardan oluşan düzensiz bir bileşen ve uzun vadeli tarihi bir akıştan oluşan düzenli bir bileşen. Biz burada uzun erimli akımlarla ilgileneceğiz.
Birinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihi akışta KÜÇÜK bir değişiklik yapılırsa, o değişikliğin etkisi neredeyse her zaman geçici olacaktır. (Örnek: Bir toplumdaki politik çöküntünün temizlenmesi için düzenlenen bir reform hareketi genelde kısa vadelidir; er geç reformcular rahatlar ve çöküntü yine topluma sızar. Söz konusu toplumdaki politik çöküntü genelde sabit kalır veya toplumun evrilişine bağlı olarak yavaşça değişir. Normalde, politik bir temizleme ancak yaygın sosyal değişimlere eşlik ettiğinde kalıcı olacaktır; toplumda KÜÇÜK bir değişim yeterli olmayacaktır.) Eğer, uzun vadeli bir tarihi akışta küçük bir değişiklik kalıcı gibi görünüyorsa, bunun nedeni değişikliğin, akışın zaten içinde bulunduğu yönde etki etmesidir, yani akış değişmemiş, yalnızca bir adım ilerlemiştir.
İkinci İlke: Eğer uzun vadeli bir tarihi akışı etkileyecek denli büyük bir değişiklik yapılırsa, bu tüm toplumu değiştirir. Başka bir deyişle, bir toplum tüm parçaların biribiriyle bağlantılı olduğu bir sistemdir ve bunun önemli hiçbir parçasını diğer parçalarını da değiştirmeden değiştiremezsiniz.
Üçüncü İlke: Uzun vadeli tarihi bir akışı kalıcı olarak değiştirebilecek derecede büyük bir değişiklik yapılırsa, bunun, toplum açısından bir bütün olarak ileride getireceği sonuçlar önceden bilinemez.
Dördüncü ilke: Yeni bir toplum kağıt üstünde tasarlanamaz. Yani, ilerideki bir toplumu önceden planlayıp, o toplumun tasarladığınız gibi işlemesini bekleyemezsiniz.
Üçüncü ve dördüncü ilkeler insan toplumularının karmaşıklığından kaynaklanır. İnsan davranışındaki bir değişiklik toplumun ekonomisini ve fiziksel çevresini etkiler; ekonomi çevreyi etkiler veya bunun tersi olur ekonomi ve çevredeki değişiklikler de insan davranışını karmaşık ve tahmin edilemez şekillerde etkiler vb. Etki-tepki ağı açıklanmak ve anlaşılmak için çok fazla karmaşıktır.
Beşinci İlke: İnsanlar toplumlarının şeklini bilinçli ve akılcı olarak seçmezler. Toplumlar, akılcı insan kontrolü altında olmayan sosyel evrim süreçleri yoluyla gelişir.
Beşinci ilke, diğer dördünün bir sonucudur. Açıklmak gerekirse: Birinci örneğe göre, genel olarak konuşursak, bir sosyal reform girişimi ya toplumun zaten geliştiği yolda etki eder (böylece de, sadece her koşulda olacak bir değişikliği hızlandırır) ya da yalnızca geçici bir etki gösterir, böylece de toplum kısa sürede eski haline döner. Toplumun herhangi önemli bir niteliğinin gelişiminde kalıcı bir değişim gerçekleştirmek için reform yetersizdir, dervrim gereklidir. (Bir devrim ille de silahlı bir başkaldırıyı veya bir devletin yıkılmasını içermez.) İkinci kurala göre, bir devrim asla toplumun yalnızca bir yönünü değiştirmez, tüm toplumu değiştirir; üçüncü ilkeye göreyse, devrimcilerin asla beklemediği veya istemediği değişiklikler ortaya çıkar. Dördüncü ilkeye göre, devrimciler veya ütopyacılar yeni bir toplum türü oluştururlarsa, bu asla planlanan şekilde işlemez.
* Endüstriyel toplumda özgürlüğün kısıtlanması kaçınılmazdır * Çağdaş insanın eli kolu bir kurallar ve düzenlemeler ağıyla bağlanmıştır. Kaderi, kararlarını etkileyemeyeceği kadar uzak kişilerin eylemlerine bağlıdır. Bu durum teknolojik açıdan ilerlemiş toplumlarda gerekli ve kaçınılmazdır. Sistem işleyebilmek için insan davranışlarını sıkı sıkıya düzenlemek zorundadır.
Sistem insanları davranış kalıplarına çok uzak biçimde davranmaya zorlamaktadır. Örneğin, sistemin bilim adamlarına, matematikçilere, mühendislere ihtiyacı vardır. Onlarsız işleyemez. Bu yüzden çocuklara bu alanlarda yükselmeleri için ağır baskılar uygulanıyor.
Teknolojik toplum küçük, bağımsız parçalara bölünemez; çünkü üretim çok sayıda insanın işbirliğine dayanır. Bir karar, diyelim ki, 1 milyon kişiyi etkiliyorsa, her bir kişinin bu kararda 1 milyonda 1 kadar payı vardır. Pratikte ise, kararları, kamu görevlileri, şirket yöneticileri veya teknik uzmanlar verir. Bireyler hayatlarını etkileyen kararlara müdahale etmekten acizdir ve bunu teknoloji toplumunda çözmenin bir yolu yoktur.
Sistem insani ihtiyaçları doyurmak için varolmaz, varolamaz. Aksine, sistemin ihtiyaçlarına uymak üzere düzenlenmesi gereken insan davranışıdır. Bunun sistemi yönetiyormuş gibi gözüken ideolojiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu teknolojinin suçudur çünkü sistem, ideoloji tarafından değil, teknik gereklilikler tarafından yönlendirilir. Sistem, elbette birçok ihtiyacı karşılıyor ancak genelde, bunu yapmak sistemin yararına olduğu sürece yapıyor. Örneğin sistem insanlara gıda sağlıyor, çünkü herkes açlıktan ölseydi sistem işlemezdi. Asıl önemli olan insanın ihtiyaçları değil, sistemin ihtiyaçlarıdır.
* Teknolojinin "kötü" tarafları "iyi" taraflarından ayrılamaz * Endüstriyel toplumun özgürlük lehine yeniden düzenlenmesinin olanaksızlığının diğer bir nedeni ise, çağdaş teknolojinin, bütün parçalarının diğerine bağlı olduğu bütünlüklü bir sistem olmasıdır. Teknolojinin "kötü" taraflarını atıp sadece "iyi" taraflarını bırakamazsınız. Çağdaş tıbbı ele alalım. Tıp bilimindeki ilerlemeler, kimya, fizik, biyoloji, bilgisayar bilimi ve diğer alanlardaki ilerlemelere bağlıdır. İleri düzey tıbbi tedaviler, yalnızca teknolojik açıdan gelişkin, ekonomik açıdan zengin bir toplumda bulunabilen, pahalı ve yüksek teknoloji ürünü bir donanım gerektirir.
Tıpta ilerleme, teknolojik sistemin diğer parçaları olmadan da sağlanabilseydi bile, birtakım kötülükleri beraberinde getirecekti. Örneğin, şeker hastalığının tedavisinin bulunduğunu varsayalım. O zaman şeker hastalığına genetik bir eğilimi olan insanlar da diğerleri gibi yaşayabilecek ve üretebilecekti. Şeker hastalığına karşı doğal seçim azalacak ve bu tür genler bütün topluma yayılacaktı. Toplumun genetik yapısının bozulmasıyla başka bazı hastalıklara karşı hassasiyet de değişecektir. Tek çözüm bir tür öjenik (Öjeni: İnsan ırkının soyaçekim yoluyla islahına çalışan bir bilim dalı) programı veya yaygın genetik mühendisliği olacaktır. Böylece insan, doğanın veya şansın veya tanrının (dini ve felsefi görüşünüz neyse) bir yaratısı değil, işlenmiş bir ürün olacaktır. Eğer büyük devlet babanın hayatınıza şu anda fazla karıştığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, siz asıl devlet, çocuklarınızın genetik yapısını düzenlemeye başladığında görün olacakları..
* Devrim reformdan daha kolaydır * Sistemde özgürlüğü teknolojiyle uzlaştıracak bir reform yapılamaz. Tek yol endüstriyel-teknolojik sistemi tamamen yıkmaktır. Bu da devrim anlamına gelir, ille de silahlı bir ayaklanma değil, ama toplumun doğasında radikal ve esaslı bir değişim demektir.
Bir devrim, reformun gerektirdiğinden çok daha fazla değişiklik içerdiğinden, insanlar devrimi gerçekleştirmenin daha zor olduğunu düşünme eğilimindedir. Aslında belli koşullar altında devrim, reformdan çok daha kolaydır. Bunun sebebi, devrimci bir hareketin bir reform hareketinin sahip olamayacağı güçlü bir esin kaynağının olmasıdır. Reform hareketi sadece belli bir sosyal problemi çözmeyi vaad eder. Devrimci hareket ise, bir defade bütün problemleri çözmeyi ve tamamen yeni bir dünya yaratmayı hedefler; insanların uğruna büyük risklere gireceği ve fedakarlıklar yapacağı türden bir ideal sağlar.
* İnsan soyu dönüm noktasında * Sistem sık sık varlığını tehdit eden belli başlı bazı problemlerle umutsuz bir mücadeleye girişir. Bunların içinde insan davranışı üzerinde kısa zamanda yeterli bir kontrol sağlarsa, büyük olasılıkla varlığını sürdürür. Aksi takdirde yok olur. Bu konu gelecek 40 ile 100 yıl içinde çözüme ulaşacaktır.
Farzedin ki, sistem gelecek 40 ile 100 yıl içinde doğacak krizi atlattı. O zamana kadar, bu sorunların çözülmesi ya da en azından kontrol altına alınması gerekecektir, özellikle başı çeken problem de insanları "toplumsallaştırmak"tır, yani atalarından miras kalmış davranışları sistemi tehdit edemeyecek duruma gelene dek insanları uysallaştırmak. Bu başarıldıktan sonra, teknolojinin ilerlemesine karşı başka engel kalmayacak gibidir ve büyük bir olasılıkla mantıksal sonuna doğru ilerleyecektir. Bu da insanlar ve diğer bütün önemli organizmalar dahil dünyadaki her şey üzerinde mutlak bir kontrol anlamına gelmektedir.
Eğer sistem yıkılırsa, bir "kaos dönemi", tarihin geçmişte çeşitli devirlerde kaydettiği türden bir "sorunlar dönemi" yaşanabilir. Böyle bir sorunlar döneminde nelerin olacağını tahmin etmek imkansızdır. Ama ne olursa olsun insan ırkına yeni bir şans verilmiş olur. En büyük tehlike yıkımdan bir iki yıl sonra endüstri toplumunun kendini toparlamaya başlamasıdır. Mutlaka bir çok kişi, özellikle de güce aç tipler, fabrikaların yeniden çalışmasını isteyecektir.
Endüstriyel toplum bütünüyle devrimci bir eylem sonucu yıkılmayacaktır. Eğer sistem yıkılırsa bu ya kendiliğinden, ya da devrimcilerin yardımcı olacağı yarı spontan bir süreç yoluyla olacak.
* Gelecek * Şimdi, endüstriyel toplumun önümüzdeki birkaç on yıl için devam ettiğini ve kusurlarından arındırıldığını, kusursuz işlediğini düşünelim. Bu nasıl bir sistem olacaktır?
Öncelikle bilgisayar bilimcilerinin, her şeyi insanlardan daha iyi başaran akıllı makinalar yapmayı başardıklarını varsayalım. Bu durumda bütün işler iyi organize edilmiş, büyük makina sistemleri tarafından gerçekleştirilecek ve insan gücü gerekli olmayacaktır. Makinaların, tüm kararları insan gözetimi olmadan almasına izin verilecektir ya da insanların makina üzerindeki kontrolü elinde tutması mümkün olabilecektir.
Eğer tüm karar yetkisi makinalara verilirse, bunun sonuçları hakkında tahminde bulunamayız, çünkü bu tür makinaların nasıl davranacağını tahmin etmek olanaksızz. Biz yalnızca insan ırkının kaderinin, makinaların elinde olacağına işaret ediyoruz. Bizim iddia ettiğimiz şey şudur: İnsan ırkı kolayca kendini makinalara bağlılığa sürüklenmiş halde bulabilir ve makinaların kararlarını kabul etmekten başka hiçbir pratik seçimi kalmayabilir. Toplum ve onun karşılaştığı sorunlar karmaşıklaştıkça ve makinalar gitgide akıllandıkça insanlar onlara daha fazla karar verme yetkisi verirler, çünkü makinaların kararları, insanlarınkinden daha iyi sonuçlar getirir. Sonunda, sistemi işletebilmek için gerekli olan kararlar öyle karmaşıklaşabilir ki, insanalr onları gereğince yapacak kapasitede olmayabilir. Bu aşamada makinalar etkin bir kontrol sahibi olacaktır. İnsanlar makinaları pat diye kapatmayacaktır, çünkü onlara öyle bağımlı hale geleceklerdir ki, makinaları kapatmak intihar anlamına gelebilecektir.
Diğer yandan, makinalar üzerindeki insan kontrolününün elde tutulması da mümkündür. Bu durumda, ortalama insan kendine ait arabası ya da kişisel bilgisayarı gibi bazı makinaları kontrol edebilir, ancak geniş sistemlerin üstündeki kontrol seçkin bir azınlığın elinde olacaktır. Bugün de olduğu gibi. Ama iki farkla. Gelişmiş tekniklere bağlı olarak seçkin kesim kitleler üzerinde dahafazla kontrol sahibi olacaktır ve insan emeği artık gerekli olmayacağından, kitleler sistem üzerinde gereksiz bir yük olacaktır. Seçkin kesim acımasız olursa kitleleri yoketme kararı bile alabilir.
Şimdi de bilgisayar bilimcilerin yapay zeka geliştirmeyi başaramdığını, insan gücünün gerekli olduğunu varsayalım. O zaman bile makinalar gittikçe basit işleri daha çok ele geçirecek; böylece işsizler ordusu gittikçe büyüyecektir. İş bulanlardan ise gittikçe daha çok şey talep edilecektir: Gittikçe daha fazla eğitime ihtiyaçları olacak, daha fazla yetenkli, daha güvenilir, sağlıklı ve itaatkar olmaları gerekecektir; çünkü gittikçe daha büyük, dev bir organizmanın hücreleri haline geleceklerdir. Prestij ve güç için bitmez tükenmez bir rekabetin olduğu bir gelecek toplumu düşleyebiliriz..
Yukarıda özetlenen senaryoların tüm olasılıkları sergilemediğini söylemeye gerek yok. Bunlar yalnızca bize olsı gelenler. Ama bizim söylediklerimizden daha hoş hiçbir mantıklı senaryo aklımıza gelmiyor.
* Strateji * Devrimcilere düşen iki önemli görev var: Endüstriyel toplumdaki toplumsal gerilimi ve istikrarsızlığı arttırmak ve teknoloji ile endüstriyel sisteme karşı bir ideoloji yaymak. Sistem yeterince istikrarsız ve gerilimli olduğunda, teknolojiye karşı bir devrim mümkün olabilir. Buradaki yöntem, Fransız ve Rus toplumlarında da devrimden önceki birkaç on yılda gittikçe artan zayıflama ve bunalım belirtileri olarak görülüyordu.
Fransız ve Rus devrimlerinin başarısız olduğu yolunda biritiraz yükselebilir. Ancak çoğu devrimini iki amacı vardır. Birinci amaç, toplumun eski yapısını yıkmak; ikincisi ise, devrimciler tarafından öngörülen yeni bir toplum kurmaktır. Fransız ve Rus devrimleri yeni bir toplum kurmayı (iyi ki!) başaramadılar, ancak eski toplumu yıkma konusunda oldukça başarılıydılar. Bizim tek amacımız varolan toplum yapısını yıkmak.
Ancak bir ideoloji, coşkun bir destek alabilmesi için, olumsuz bir idealin yanı sıra, olumlu bir ideale de sahip olmalıdır: Bir şeye karşı olduğu kadar, bir şeyden yana olmalıdır. Bizim önerdiğimiz olumlu ideal Doğa'dır. Yeni, Vahşi Doğa: Yeryüzünün, insan yönetiminden, denetiminden ve müdahalesinden bağımsız olarak canlılarıyla birlikte varlığını sürdürmesi ideali. Vahşi doğaya insan doğasını da dahil ediyoruz, yani bireyin organize toplumun düzenlemelerine tabi olmayan ama şahsın, özgüriradenin ya da tanrının (dini ya da felsefi görüşlerinize bağlı) bir yaratısı olan işlevlerini.
Doğa birçok nedenden ötürü tam anlamıyla mükemmel bir teknoloji karşıtı idealdir. Doğa teknolojinin tam karşıtıdır. Doğa kendi başının çaresine bakar: O, tüm insan toplumlarından çok daha önce ortaya çıkan kendiliğinden bir yaratıydı. Ancak, Endüstri Devrimi'nden sonra insan toplumunun doğa üzerindeki etkisi yıkıcı olmaya başladı. Doğa üzerindeki baskıyı kaldırmak içinözel bir sosyal sistem yaratmak gerekmiyor. Yalnızca endüstriyel toplumdan kurtulmak yeterli.
Devrim, uluslararası ve dünya çapında olmalıdır. Ülkeden ülkeye yayılma temelinde yürütülemez. Örneğin, ne zaman ABD'de teknolojik ilerlemenin ya da ekonomik büyümenin biraz kısıtlanması öne sürülse, insanlar histeri krizlerine tutulup, teknolojide geri kalırsak Japonlar'ın bizi geçeceğini söylüyorlar. Kutsal robotlar! Japonlar bizden daha çok araba satarsa, dünya yörüngesinden fırlar! (Milliyetçilik teknolojinin en önemli destekçilerindendir.) Çin, Vietnam ve Kuzey Kore gibi diktatörlükle yönetilen uluslar ilerlerse, sonunda diktatörlerin dünyaya hakim olacağı iddia edilebilir. Bu da endüstriyel sisteme mümkün olduğunca her yerde aynı zamanda saldırılmasının bir nedeni. Doğru, endüstriyel sistemin her yerde aynı zamanda yıkılacağının bir garantisi yok ve sistemi yıkma girişiminin diktatörlerin egemenliğine yol açması bile mümkün. Ama bu, göze alınması gereken bir risk.
Devrimciler, dünya ekonomisini birbirine bağlayan anlaşmaları desteklemeyi düşünmelidirler. NAFTA veya GATT gibi serbest ticaret anlaşmaları kısa vadede doğaya zarar verebilir, ancak ülkelerarası ekonomik bağımlılığı güçlendirdiğinden uzun vadede yararlı olabilir. Güçlü bir ulusun yıkılmasının tüm endüstriyel ulusların yıkılmasına yol açacağı denli birleşik bir dünya ekonomisi oluşursa, sistemi dünya çapında yıkmak daha kolay olur.
Devrimcilerin sisteme, belli oranda, modern teknolojiyi kullanmadan saldırmaya çalışmasının bir yararı olmaz. En azından mesajlarını yaymak için iletişim medyasını kullanmalıdırlar. Ama modern teknolojiyi sadece bir tek amaç için kullanmalıdırlar: Teknolojik sisteme saldırmak.
Yanında bir fıçı şarapla oturan bir alkolik düşünün. Onun kendi kendine şunları söylediğini farzedin: "Aşırıya kaçılmadan içilirse şarabın zararı yoktur. Hatta dediklerine göre az miktarda şarap faydalıdır bile! Eğer sadece ufak bir kadeh içersem bana bir zararı dokunmaz.." Daha sonra ne olacağını hepiniz biliyorsunuz. Teknolojik toplumun aynen bir fıçı şarabın yanıbaşındaki bu alkoliğe benzediğini asla unutmayın!
alıntıdır:express dergisi |
|
( nada, 30.04.2007 20:14:24) |
 |
| kadinlar adet gunlerinde neden tatli yeme istegi duyarlar ? |
Bu dönemde hatun milletinin kan şekeri düşer yanında serotonin dediğimiz mutluluk hormonu da düşer. Canları tatlı ister doğal olarak. Bir tane dondurma, bir iki rulokat bir de Damak tüm sorunları çözer. Orkid paketlerine çikolota koyarak da market problemi çözülebilir sanırım. Valla süper fikir hemen satışlara başlayıp köşeyi dönmeli hımm. |
|
|
 |
| murphy yasalari nelerdir ? |
1917 doğumlu Edward A.Jr. ABD Hava Kuvvetlerinde 1949’da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biriydi. Hava Kuvvetlerinde insan üzerinde ivmelenmenin etkilerini inceliyordu, tepkileri ölçülüp değerlendirilecekti. Sensör bir yapıştırıcı ile vücuda monte ediliyordu. Bu sensörlerin iki takılış şekli vardı ve bunlardan birisi doğru, diğeri yanlış takılış şekliydi. Sağlık görevlilerinden birisi takılması gereken 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becermesi ile Murphy çok kızdı ve daha önceleri kullandığı bu ve benzeri sözleri derledi. Daha sonra kanun olarak nitelendirilecek söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı. Bir kaç ay içinde ‘’Murphy’nin Kanunları’’ üretim sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958’de de nihayet Webster’in sözlüğüne girdi. Kendisine ait olmasa da daha sonra bir çok söz O’na mal edildi. Başarı daima yalnızken gelir, başarısızlık herkesin içinde.
Bir kişinin fikirlerini çalmaya intihal, bir çok kişinin fikirlerini çalmaya araştırma derler.
Sen bir yanlış yapana kadar kimse seni dinlemiyordur.
Yere düşürdüğünüz pazar çantası, daima içinde yumurta olan çantadır.
Düşünmekten bıkılınca varılan yere sonuç derler.
Sınava girmeden önce notlarına bakarsan en önemli yerlerin en okunaksız yerler olduğunu görürsün.
Eğer bir işte bir terslik olması için x sayıda farklı yol varsa ve siz işe başlamadan önce x sayıda tedbir aldiysaniz x+1 terslik siz işi bitirmek üzere iken ortaya çıkar.
Bir öğretmen öğrencilerin öğretilen dersten başka yapacak işleri olmadığını varsayar.
Tecrübe ihtiyacınız geçtikten sonra edinilir.
Çekici, güzel ve sizden hoşlanabilecek bir kadınla tanışma olasılığınız; a-yanınızda karınız varken, b-yanınızda sizden daha yakışıklı bir arkadaşınız varken, c-yanınızda sizden daha zengin bir arkadaşınız varken artar.
|
|
|
|
|